2020’de Spor ve Sanat Dünyası Umulmadık Kayıplar Yaşadı

Spor ve sanat dünyası 2020’de basketbol oyuncusu Kobe Bryant’tan futbolcu Maradona’ya, Geceyarısı Ekspresi filminin yönetmeni Alan Parker’dan genç aktör Chadwick Boseman’a kadar bir dizi kayıp yaşadı

2020’de Spor ve Sanat Dünyası Umulmadık Kayıplar Yaşadı

Kobe Bryant

Tüm zamanların en iyi basketbol oyuncularından biri olarak kabul edilen Kobe Bryant'ın 2020 yılının henüz başında, 26 Ocak'ta geçirdiği helikopter kazasında yaşamını yitirmesi, tüm dünyada şok etkisi yarattı. Kazada Bryant'ın 13 yaşındaki kızı Gianna'nın de yaşamını yitirmesi, yaşanan trajediye ayrı bir boyut kazandırdı.

2008 Pekin ve 2012 Londra Olimpiyat Oyunları'nda Amerikan basketbol takımının altın madalya kazanmasında büyük rol oynayan, beş NBA şampiyonluğu bulunan Bryant, basketbol kariyerinin tamamını Los Angeles Lakers takımında geçirdi. 1996-2016 arasında 20 yıl boyunca LA Lakers'da oynayan Bryant, NBA'de en çok sayı kaydeden basketbolcular sıralamasında Kerim Abdülcabbar ve Karl Malone'un ardından 33 bin 643 puanla üçüncü sıraya oturmuş, ancak LeBron James, Bryant'ın ölümünden bir gün önce sıralamada efsanevi oyuncunun önüne geçmişti.

İLGİLİ HABERLER

Kobe Bryant Yaşamını Yitirdi

2018'de kendi yazıp seslendirdiği “Dear Basketball” adlı animasyon filmiyle En İyi Kısa Animasyon Filmi dalında Oscar Ödülü alan Bryant, 2003 yılında, diz ameliyatı olmadan önce konakladığı tatil köyünde çalışan bir kadına cinsel saldırıda bulunmakla suçlanmış, ancak dava, mahkeme dışında varılan anlaşmayla sonuçlandırılmıştı.

Bryant, basketbol kariyerini sonlandırdıktan sonra yatırımlarına ve hayır işlerine odaklanmış, özellikle maddi ve sosyal olanaklardan yoksun gençlere destek olmuş, Washington'da Smithsonian Vakfı bünyesinde 2016'da açılan Ulusal Siyah Amerikan Tarihi ve Kültürü Müzesi'ne 1 milyon dolar bağışta bulunmuştu.

İLGİLİ HABERLER

Kobe Bryant'ın Unutulmayacak Öyküsü

Diego Maradona

Ülkesi Arjantin'e 1986 Dünya Kupası'nı kazandıran, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbol oyuncularından biri olarak kabul edilen Diego Armando Maradona, Buenos Aires'te geçirdiği beyin ameliyatının ardından iki hafta sonra kalp krizi nedeniyle 25 Kasım günü, 60 yaşında hayatını kaybetti.

Maradona
İLGİLİ HABERLER

Efsanevi Futbolcu Maradona Hayatını Kaybetti

Kariyerinin ilerleyen yıllarında uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle itibarı zedelense de Maradona, gerek ”Altın Çocuk” olarak tanımlandığı ülkesi Arjantin, gerekse dünya çapındaki futbol tutkunları için bir idoldü. Buenos Aires'in gecekondu mahallelerinden birinde sekiz çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olarak doğan ve yoksulluk içinde büyüyen Maradona, 20 yılı aşkın futbol kariyerine de başka birçok Arjantinli futbolcu gibi yine bu mahallelerdeki toprak sahalarda başladı.

Yüksek sürati ve beklenmedik çalımlarıyla, topu bir ayağından diğerine slalom yaptırarak koşmasıyla, sol ayağıyla attığı golleriyle sahadaki rakiplerini şaşkınlığa uğratan Maradona, futbolun ofans ustası olarak biliniyordu. İtalyan futbol takımı Napoli'ye 1987 ve 1990'da İtalyan Birinci Futbol Ligi'ndeki tek şampiyonluklarını kazandıran Maradona'nın Napoli halkı için özel bir yeri var.

26 Kasım 2020 - Arjantinliler efsanevi futbolcu Diego Maradona'nın cenazesi öncesi Buenos Aires sokaklarını doldurdu
İLGİLİ HABERLER

Arjantinliler Maradona İçin Sokaklara Döküldü

1990'larda, kariyerinin ilerleyen yıllarında aldığı kilolar nedeniyle sahada sergilediği eski hızını yavaş yavaş kaybeden Maradona'nın kokain kullandığı, ilk kez 1991 yılında ortaya çıkmış ve bu alışkanlığı, 1997'de 37 yaşında futbolu bırakana kadar kariyerini gölgelemişti.

Küba'da madde bağımlılığı tedavisi görürken Fidel Castro ile yakınlaşan, eski Venezuela lideri Hugo Chavez'i destekleyen Maradona, eski ABD Başkanı George W. Bush'un protesto edildiği gösterilere de katılmıştı.

2000'de uyuşturucu kullanımına bağlı kalp rahatsızlığı geçiren, 2005'teyse mide küçültme ameliyatı olan ve 50 kilo veren Maradona, artık kendisine temiz bir sayfa açtığını ve sağlıklı yaşayacağını söylemişti.

İngiliz belgesel yönetmeni Asif Kapadia'nın sadece daha önce hiç görülmemiş arşiv kayıtlarını biraraya getirerek hazırladığı belgesel filmi Diego Maradona, ilk kez 2019'da Cannes Film Festivali'nde gösterildi.

Sean Connery

Ian Fleming'in romanlarında yarattığı James Bond karakterini sinemada ilk canlandıran ve bu rolle uluslararası şöhrete kavuşan İskoç aktör, 31 Ekim günü, 90 yaşında hayatını kaybetti.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ailesine destek olmak için 13 yaşında okulu bırakan Connery, 1962 yılında ilk James Bond filmi olan Dr. No'da oynadığında henüz uluslararası çapta tanınan bir sinema yıldızı değildi. Vatikan ve Kremlin tarafından lanetlenen, ancak dönemin başkanı ve Bond tutkunu John F. Kennedy'nin isteği üzerine Beyaz Saray'da gösterilen Dr.No, gişe rekorları kırarak on yıllar boyunca farklı aktörlerle devam edecek Bond serisinin temellerini atmıştı.

25 Ağustos 2008 - İskoçyalı dünyaca ünlü aktör Edinburgh'daki Uluslararası Kitap Fuarı'nda, kaleme aldığı 'İskoç Olmak' adlı kitabını tanıtırken
İLGİLİ HABERLER

James Bond'la Tanınan Ünlü Aktör Connery Yaşamını Yitirdi

“Rusya'dan Sevgilerle”, “Altın Parmak”, “Ölümsüz Elmaslar”, “İnsan İki Kere Yaşar” ve “Yıldırım Harekatı” ile Bond serisine devam eden Connery, bu filmlerin aksiyon sahnelerinde genellikle dublör kullanmamış ve kendi oynamayı tercih etmişti. Oscar alabileceği türde filmlerde oynamak için Bond serisinden ayrılma kararı alan Connery, kariyerinin ilerleyen yıllarında kendisini Bond karakterinden ayrı tutmaya çalışmıştı.

Connery, hayatı boyunca İskoçya'nın bağımsızlığını savundu.

Kirk Douglas

Okuma-yazma bilmeyen Rus Yahudisi göçmen anne babanın oğlu olarak dünyaya gelen, “Spartaküs”, “Zafer Yolları” ve “Ölmeyen İnsanlar” gibi Hollywood'un Altın Çağ'ının en önemli fimlerinde rol alan Kirk Douglas, 5 Şubat günü, 103 yaşında hayata veda etti.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra üne kavuşan aktör, bir dönem yılda üç film çeken, Vincente Minnelli, Billy Wilder, Stanley Kubrick ve Elia Kazan gibi sinema tarihinin en büyük yönetmenleriyle çalıştı. Douglas, 1996 yılında geçirdiği inme sonrasında büyük ölçüde inzivaya çekilmişti.

1950'li yıllarda Amerika'da komünist harekete karıştıkları gerekçesiyle kara listeye alınan ve sektörden dışlanan ünlü Hollywood aktör, senarist ve yönetmenlerine destek olan Douglas, bu tavrıyla, çektiği tüm filmlerden daha çok gurur duyduğunu söylemişti.

1996 yılında aldığı Oscar Onur Ödülü dışında sinema kariyeri boyunca hiç Oscar kazanamayan Douglas, oğlu Michael Douglas'a göre oyunculuğunun yanısıra aynı zamanda bir akrobat ve jonglördü. 30'lu yaşlarında Fransızca, 40'lı yaşlarındaysa Almanca öğrenen Douglas, 1981 yılında zamanın başkanı Jimmy Carter tarafından Amerika'nın en büyük sivil onur ödülü olan Özgürlük Madalyası'na layık görülmüştü.

Chadwick Boseman

Ünlü siyah beyzbol oyuncusu Jackie Robinson'u, ABD Anayasa Mahkemesi'nin ilk siyah yargıcı Thurgood Marshall'ı ve ünlü şarkıcı James Brown'u beyazperdede canlandıran, “Kara Panter” filmindeki Kral T'Challa rolüyle dünyanın dört bir yanındaki siyahlara ilham kaynağı olan Chadwick Boseman, 28 Ağustos günü 43 yaşında kolon kanseri nedeniyle hayatını kaybettiğinde tüm dünyayı şaşkınlığa uğrattı. Bunun nedeni, yakınları dışında kimsenin Boseman'ın dört yıldır kolon kanseriyle mücadele ettiğini bilmemesiydi.

Kara Panter Filminin Yıldızı Chadwick Boseman Öldü

Güney Carolina eyaletinde doğan, çoğunlukla siyah öğrencilerin eğitim gördüğü Washington'daki Howard Üniversitesi'nden mezun olan Boseman, öğrencilik yıllarında tiyatro ve oyun yazarlığı yaptı. Siyah beyzbol oyuncusu Jackie Robinson'u canlandırdığı 2013 yapımı “42” adlı film, Boseman'ı üne kavuşturdu. Oynadığı rollerle toplum ve kültür üzerinde derin etkiler yaratmanın önemli olduğunu savunan, özel hayatını gizli tutan ve kamuoyunun önüne çok çıkmayan Boseman, en çok Malcolm X, Martin Luther King Jr., Bob Marley, Public Enemy, A Tribe Called Quest ve Prince'ten ilham aldığını söylemişti.

Eddie Van Halen

Kanser nedeniyle, 6 Ekim günü, 65 yaşında hayatını kaybeden Hollanda asıllı Amerikalı gitar virtüözü ve rock efsanesi Eddie Van Halen, 1970'li yılların sonlarından itibaren disco müziğinin listelerdeki hakimiyetine son vermede rol oynamış bir müzisyendi.

Tüm zamanların en çok satan 20 sanatçısından biri olan Van Halen'in kendi adını taşıyan, 1974'te kurduğu grubu, 2007'de Rock and Roll Hall of Fame'e girmişti. Rolling Stone dergisi, Eddie Van Halen'i en büyük 100 gitarist listesinde 8'inci sıraya yerleştirmişti.

1980'li yılların en çok satan single'larından biri olan Michael Jackson'ın “Beat It” adlı şarkısındaki ünlü gitar solosu da Van Halen'a aitti. Van Halen, kaydetmesi sadece yarım saat süren 20 saniyelik bu gitar solosunu grubunun diğer üyeleri şehir dışındayken, yapımcı Quincy Jones'un ricasını kırmayarak gerçekleştirmiş, hatta sonrasında yaptığı bu iş için ücret almamıştı. Van Halen, daha sonra yaptığı bir açıklamada, “Beat It”teki gitar solosu için

”Hayatımın sadece 20 dakikasını almıştı. Bunun için hiçbir şey talep etmeyecektim. (Michael Jackson'ı kastederek) Bu çocuğun şarkısında gitar çaldığımı kim bilecek ki? dedim” şeklinde konuşmuştu.

Eric Clapton ve Jimi Hendrix'ten etkilendiğini söyleyen Van Halen, Gibson ve Fender gibi farklı firmalar tarafından üretilen gitarları söküp farklı parçaları biraraya getirerek deneysel çalışmalar yapmasıyla da tanınıyordu.

2008 yılından bu yana alkol ve uyuşturucu kullanmayan Van Halen, 2000 yılında gırtlak kanser teşhisi konduktan sonra geçirdiği ameliyat nedeniyle dilinin üçte birini kaybetmişti.

Little Richard

1950 ve 60'lı yıllarda çıkardığı “Tutti Frutti”, “Lucille”, “Good Golly Miss Molly” ve “Long Tall Sally” gibi hit şarkılarıyla üne kavuşan, kendi deyimiyle Rock'n Roll müziğinin mimarlarından olan Little Richard, 9 Mayıs günü, 87 yaşında kemik kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.

Amerika'da ırk ayrımcılığının en yoğun olarak yaşandığı yıllarda hem siyah hem de beyazlardan oluşan bir hayran kitlesine sahip olan Little Richard, bir söyleşisinde, ”Rock'n Roll'un her zaman ırkları biraraya getirdiğini düşünmüşümdür. Siyah olmam hayranlarımın umurunda değildi, bu da bana kendimi iyi hissettiriyordu” demişti.

Mick Jagger, Paul McCartney, James Brown, Otis Redding, David Bowie ve Rod Stewart gibi müzisyenler, Little Richard'dan ilham aldıklarını söylemiş, 1960'lı yılların ortalarında Richard'un grubunda çalan gitar efsanesi Jimi Hendrix, gitarını, Richard'ın sesini kullandığı gibi çalmak istediğini anlatmıştı.

Kendine özgü kıyafetleri, saç modeli ve makyajıyla tanınan Richard, ”Elvis Rock'n Roll'un kralı olabilir, ben de kraliçesiyim” demişti.

Alan Parker

Türkiye'de en çok iki Oscarlı “Geceyarısı Ekspresi” adlı filmiyle bilinen İngiliz sinema yönetmeni Alan Parker, müzikal komediden dramaya birçok farklı filme imza attı.

New York'ta yaşayan sahne sanatları öğrencilerinin hayatını konu alan, daha sonra dizi olarak televizyona uyarlanan 1980 yapımı “Şöhret”, 1988 yapımı “Mississippi Yanıyor”, Madonna ve Antonio Banderas'ın rol aldığı 1996 yapımı “Evita” ve Pink Floyd'un “Duvar” adlı albümünden esinlenen ve aynı adı taşıyan filmin yönetmeni olan Parker'ın yapımları, 19 BAFTA, 10 Altın Küre ve 10 Oscar ödülü kazandı.

31 Temmuz günü yaşamını yitiren Parker, 76 yaşındaydı.

Alex Trebek

Jeopardy! yarışmasının 36 yıl boyunca sunuculuğunu yapan Kanadalı televizyon efsanesi Alex Trebek, pankreas kanseri nedeniyle 80 yaşında hayatını kaybetti. Televizyon ekranının en tanınmış yüzlerinden biri olan Trebek, ilk kez 1964 yılında yayınlanan Jeopardy! yarışmasının daimi sunuculuğunu 20 yıl sonra, 1984'te devralmıştı. Trebek, rating yarışını her zaman bir adım önde götürerek Amerika ve Kanada'da haftada 20 milyon izleyiciyle buluştu.

Bilgi yarışması Jeopardy!'nin 7 binden fazla bölümünü sunan, Emmy Ödülü'nü en iyi yarışma sunucusu dalında altı kez kazanan Trebek, hafta içi her gün yayınlanan programıyla televizyonun vazgeçilmezlerinden biriydi.

Ottawa Üniversitesi'nden felsefe derecesi bulunan ve yayıncılığa üniversite yıllarında adım atan Trebek, son günlerine kadar Jeopardy!'nin çekimlerini sürdürmüştü. Trebek, 8 Kasım günü yaşamını yitirdi.

Regis Philbin

2020'de hayatını kaybeden bir başka televizyon sunucusu ise Regis Philbin'di. Yüksek enerjisi ve güler yüzüyle Amerikan televizyon izleyicilerinin yakından tanıdığı Philbin, 24 Temmuz günü 88 yaşında öldü.

Yarım yüzyıl boyunca Kathy Lee Gifford ve Kelly Ripa gibi ünlü sunucularla sabah programları, yarışmalar ve talk show'lar sunan Philbin, İngiliz yarışma programı “Kim Milyoner Olmak İster”in Amerikan ekranlarındaki sunucusuydu. 1999'da sunmaya başladığı “Kim Milyoner Olmak İster” için yılda 20 milyon dolarlık sözleşme imzalayan Philbin, en çok kazanan yarışma programı sunucusu olmuştu.

Guinness Rekorlar Kitabı'na göre Philbin, 17 bin saat ile Amerikan televizyon tarihinde kamera önünde en çok çıkan televizyoncu.

Roy Horn

Partneri Siegfried Fischbacher ile uzun yıllar Las Vegas'taki Mirage Otel'de beyaz kaplanlarıyla Siegfried & Roy adlı ünlü şovu yapan Alman sihirbaz Roy Horn da Corona enfeksiyonu nedeniyle hayatını kaybeden ünlülerden biriydi.

2003 yılında 59'uncu yaşgününde sahnelediği gösteri sırasında beyaz kaplanlarından birinin saldırısına uğrayan Roy Horn, ağır yaralanmış ve çok uzun süren bir tedavi sürecine girmişti. Saldırı, Las Vegas'ın en ünlü gösterilerinden birini sona erdirdi.

İlk kez 1957 yılında biraraya gelen ikilinin Mirage Oteli'nde 1990'da başladıkları gösteriyi 10 milyon kişi izledi ve gösteri, sona erinceye kadar 1 milyar dolardan fazla gelir elde etti.

John le Carré


John le Carré adıyla bilinen İngiliz yazar David Cornwell, 12 Aralık günü, 89 yaşında hayatını kaybetti. “Köstebek”, “Son Casus”, “Soğuktan Gelen Casus”, “Smiley’nin Dönüşü”, “Casusun Mirası”, “Bahçıvan”, “Gece Müdürü”, “Küçük Trampetçi Kız”, “Ölüme Çağrı” ve daha birçok casusluk romanının yazarı olan le Carré, özellikle Soğuk Savaş döneminde kaleme aldığı eserlerinde Sovyetler Birliği ve Batı arasındaki mücadelenin ahlaki boyutlarını öne çıkarmıştı.

İngiliz istihbarat örgütü MI6'nın Başkanı Richard Moore, le Carré'nin ölümünden sonra yaptığı açıklamada, ünlü yazarın ölümünden büyük üzüntü duyduğunu, le Carré'nin romanlarının MI6 üzerinde derin izler bıraktığını belirtti.

Birçok romanı beyazperdeye de uyarlanan le Carré'nin kendisi de bir istihbaratçıydı. Oxford Üniversitesi'nde modern diller eğitimi alan yazarın casusluk kariyeri, 1964 yılında adının Sovyetler Birliği'ne ifşa edilmesi üzerine sona ermişti.