4 Soruda Montrö Sözleşmesi ve 104 İmzalı Bildiri

104 emekli amiralin Montrö Sözleşmesi'nin tartışmaya açılmasına karşı çıkan bir bildiri yayınlaması, Türkiye’de yoğun tepki çekti VOA Türkçe, Montrö Sözleşmesi ve emekli amirallerin bildirisini 4 soruda derledi

4 Soruda Montrö Sözleşmesi ve 104 İmzalı Bildiri
Russian Navy's large landing ship Orsk sets sail in the Bosphorus

104 emekli amiralin Türkiye’ye Çanakkale ve İstanbul Boğazlarında kontrol hakkı veren Montrö Antlaşması’nın tartışmaya açılmasına karşı çıkan bir bildiri yayınlaması, Türkiye’de yoğun tepki çekti.

İLGİLİ HABERLER

104 Emekli Amiralin Yayınladığı Bildiriye Soruşturma

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili soruşturma başlatırken, imzacı amirallerin ''lojman ve koruma hakları''nın iptal edildiği haberi geldi. Bildiriyle ilgili 10 emekli amiral gözaltına alınırken, 122 eski milletvekili de bir bildiri yayınlayarak emekli amirallerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

İLGİLİ HABERLER

Emekli Amirallere Gözaltına Eski Vekillerden Tepki

VOA Türkçe, tüm bu gelişmeler ışığında Montrö Sözleşmesi ve emekli amirallerin bildirisini 4 soruda derledi.

Montrö Sözleşmesi neden önemli?

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Lozan Antlaşması ile birlikte kurucu antlaşması olarak kabul ediliyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun 30 Ekim 1918’de imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması’yla üzerinde kontrolu yitirdiği Çanakkale ve İstanbul Boğazları, İsmet İnönü liderliğindeki heyetin Lozan Konferansı sırasında tüm çabalarına rağmen yeniden Türk egemenliğine geçemedi. 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması’nın bölümlerinden biri olan Boğazlar Sözleşmesi ile Uluslararası Boğazlar Komisyonu kuruldu.

Sözleşme ticari gemilerle Karadeniz’de en büyük donanmanın kuvvetinden fazla olmamak kaydıyla bir ülkenin savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçişine izin veriyordu.

Lozan heyetinin ısrarlı çabaları sonucu bu heyetin başkanlığına bir Türk’ün atanması kabul edilse de Boğazlar askersizleştirildi, koruması da, 1920’de yılında kurulan ve Birleşmiş Milletler’in öncülü olan uluslararası örgüt Cemiyet-i Akvam’a bırakıldı.

Boğazlar Komisyonu bir Türk temsilcisinin başkanlığında Boğazlar Mukavelesi’ni imzalayan Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Sovyetler Birliği (Rusya) ve Sırp-Hırvat-Sloven Devletleri temsilcilerinden oluşacaktı. Türkiye başkanlığa Tümamiral Vasıf Temel Paşa’yı atarken Sovyetler Birliği ve Sırp-Hırvat-Sloven Devleti antlaşmayı onaylamadıklarından üye de atamadılar.

Türkiye Cumhuriyeti Boğazlar meselesini hiçbir zaman gündemden düşürmedi. 1930’lu yıllara gelindiğinde yayılmacı emellerini gizlemeyen Mussolini İtalya’sının Karadeniz’e güçlü filolarını sokması, Sovyetler’in Baltık Gücü’nü Karadeniz’e aktararak Romanya ve Bulgaristan üzerinde baskısını arttırması, İngiltere ile Rusya arasında gerilimin büyümesi, imparatorluk Japonya’sı ve Hitler Almanya’sının yayılmacı emellerinin iyiden iyiye görünür olması 1936’ya gelindiğinde Türkiye’nin tezlerini güçlendirdi.

20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile 22 yıl aradan sonra Boğazlar'ın hakimiyeti yeniden Türkler'in eline geçti. Uluslararası komisyon lağvedildi.

Montrö Sözleşmesi, Boğazlar geçişini nasıl düzenledi?

Sözleşme, ticari gemilerin barış zamanı Boğazlar'dan özgürce geçişine olanak sağlıyor. Türkiye savaştaysa Türkiye ile savaşta olmayan ülkelerin ticari gemileri, düşman ülkeye yardım etmemek kaydıyla özgürce geçebilecek. Savaş zamanı eğer Türkiye savaşta değilse yine gemiler özgürce geçebilecek.

Boğazlar'dan geçişte bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek toplam tonajı 15 bin tonu aşmayacak.

Barış zamanında Karadeniz kıyıdaş olmayan bir ya da birkaç devlet, bu denize, insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, bu kuvvetin toplamı hiçbir varsayımda 8.000 tonu aşamaz.

Savaş zamanında, Türkiye savaşan ise, savaş gemilerinin geçişi konusunda Türk Hükümeti tümüyle dilediği gibi davranabilme hakkına sahip.

Saldırıya uğramış bir devleti ve Türkiye'yi bağlayan bir karşılıklı yardım antlaşması gereğince yapılan yardım durumları dışında savaşan herhangi bir devletin savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi yasak.

Karadeniz'e kıyıdaş devletlerin geçişten sekiz, kıyıdaş olmayan devletlerin ise geçişten on beş gün önce Türkiye'ye haber verme yükümlülüğü bulunuyor.

Montrö Sözleşmesi bu düzenlemelerle Karadeniz’e kıyısı olan devletleri dışarıdan gelecek güçlere karşı korunaklı hale getiriyor.

Montrö Sözleşmesi son yıllarda neden sık sık gündeme geliyor?

Montrö Sözleşmesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan henüz başbakanken 2011 yerel seçimlerin öncesi ‘‘çılgın proje’’ olarak Kanal İstanbul’u sunmasıyla gündeme geldi.

Cumhurbaşkanı, 23 Aralık 2019’da yaptığı konuşmada ‘‘Her şeyden önce Montrö Antlaşması Türkiye’ye ne kazandırmıştır, ne kaybettirmiştir bunu hiç düşündünüz mü? Bunların hepsini anlatacağız’’ sözleriyle 1936 yılında imzalanan sözleşmenin Türkiye’nin lehine olmadığını ima ederken 5 Ocak’ta CNN Türk özel yayınında ‘‘Montrö'yü hiç kafaya takmayın ya. Montrö sadece Boğaz'ı bağlar. Kanal İstanbul, Montrö kapsamında değildir’’ yorumunda bulundu.

Erdoğan, bir gazetecinin ‘‘Savaş gemileri Boğaz'dan geçmeye devam edecek mi?’’ sorusuna ‘‘Ona da zaman çözüm buluruz. Gerekirse savaş gemileri de geçebilir’’ diyerek inşa edilmesi planlanan yapay su yolunun Montrö dışı olduğunu iddia etti.

Cumhurbaşkanı ayrıca Marmara Denizi’ni Karadeniz’e bağlayacak kanalın İstanbul Boğazı üzerindeki trafik baskısını hafifleteceğini söylüyor. Ancak sözleşmeye göre, Türkiye’nin yerli ya da yabancı gemileri, geçiş özgürlüğü olan İstanbul Boğazı yerine başka bir suyolu geçişine yönlendirme hakkı yok.

Cumhurbaşkanı 5 Nisan 2021’de yaptığı açıklamadaysa ‘‘Montrö dönemin şartlarında kazanımdır, bağlılığımızı sürdürüyoruz. Kanal İstanbul ile Montrö arasında kurulan bağ da temelden yanlıştır. Türkiye İstanbul Boğazı'ndaki ağır deniz yükünü Kanal İstanbul'la hafifletirken tamamen kendi egemenliğindeki alternatife kavuşmuş olacaktır. Şu anda İstanbul Boğazı'nda egemen miyiz? Maalesef. Bir başka ifade ile Kanal İstanbul Boğaz'daki egemenlik haklarımızı güçlendirecektir’’ dedi.

Montrö hassasiyetinin altını çizen emekli amiraller bildirisi neden tepki çekti?

104 amiralin imzasının bulunduğu bildirinin iki ağırlık merkezi vardı. İlki Cumhurbaşkanı Edoğan’ın ihale aşamasına geldiğini söylediği Kanal İstanbul bağlamında Montrö Sözleşmesi’nin mutlak surette korunması.

Kanal İstanbul ve Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasını endişe verici bulan emekli amiraller, ‘‘Montrö, Karadeniz'e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz'i barış denizi yapan sözleşmedir. Montrö, Türkiye'nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montrö, Türkiye'nin II. Dünya Savaşı’nda tarafsızlığını korumasına imkan yaratmıştır’’ diyerek, sözleşmeye sadık kalınmasının Karadeniz’de olası bir çatışmadan ya da savaştan Türkiye’yi koruyacağının altını çiziyor.

Ancak asıl rahatsızlık terazinin diğer kefesinde yer alan bir unsur. Metnin ikinci kısmı geçtiğimiz günlerde bir tuğamirali bir tekkede askeri kıyafeti üzerine sarık ve cübbeyle gösteren fotoğraflarının sosyal medyada yayınlanmasının emekli amirallerin tepkisini çektiği açık.

‘‘TSK ve özellikle Deniz Kuvvetlerimiz son yıllarda; çok bilinçli bir FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını bu hain kumpaslara kurban vermiştir. Bu kumpaslardan çıkarılacak en önemli ders; TSK'nin, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zaruretidir. Bu gerekçelerle, TSK ve Deniz Kuvvetlerimizi bu değerlerin dışına çıkmış, Atatürk'ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyor ve tüm varlığımızla karşı çıkıyoruz’’ diyen emekli amirallerin ‘‘Aksi halde, Türkiye Cumhuriyeti, tarihte örnekleri olan, bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabilecektir’’ vurgusu iktidarın tepkisini çekti.

Hilmi Hacaloğlu

Hilmi Hacaloğlu