Umur Talu’dan "Salgının 100 Yıllık Tarihi"

Gazeteci-yazar Umur Talu, "Senin Adın Corona Olsun" adlı kitabında 1918 İspanyol gribi başta olmak üzere dünyayı sarsan pandemilerin yüzyıllar süren tarihine ve o salgınlardan bugüne ışık tutan derslere yer veriyor

Umur Talu’dan "Salgının 100 Yıllık Tarihi"

Paris - Gazeteci-yazar Umur Talu, "Senin Adın Corona Olsun" adlı kitabıyla salgınların tarihine ışık tutan bir çalışmaya imza attı. Talu, kitabında 1918 İspanyol gribi başta olmak üzere dünyayı sarsan pandemilerin yüzyıllar süren tarihine ve o salgınlardan bugüne ışık tutan derslere yer veriyor.

Kitap, dünyayı Corona virüsü salgınından daha fazla etkileyen İspanyol gribinin Osmanlı İmparatorluğu’nun ve hatta Mustafa Kemal'in ve İstiklal Savaşı'nın da kaderini nasıl değiştirdiğini gözler önüne seriyor: “Sultan Reşat virüsten ölüyor, yerine Padişah Vahdettin geçiyor. Mustafa Kemal virüsten kurtulduktan sonra dezenfekte edilen Bandırma gemisinde 3 doktor ile Samsun'a gidiyor. Sivas'ta ayaklanan doktorlar Mustafa Kemal'e eşlik ediyor, salgınla mücadelenin önemi nedeniyle ilk Meclis'e 15 doktor mebus giriyor.”

“İspanyol gribi, 1. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Almanya ve Avrupa'nın da kaderini değiştiriyor. Ağır yakalandığı İspanyol gribi ile anlaşma masasına oturan ABD Başkanı Woodrow Wilson, Versailles Anlaşması'nda Almanya'ya ağır koşullar dayatan Fransa'yı engelleyemiyor. Anlaşma, Almanya'da Adolf Hitler'in ve Nazizm'in önünü açıyor, İtalya Başbakanı Benito Mussolini de gripten kurtulduktan sonra İtalya'nın kaderini değiştiriyor. Osmanlı İmparatorluğu ise, gripten ölen sadrazamın yerine gelen Ahmet İzzet Paşa ile Mondros Mütarekesi gibi ağır bir mütarekeye imza atıyor.”

Umur Talu, kitabında, yüzyıllardır insanlık için çalışan bilim adamları ve doktorların da hikayesini anlatıyor. Talu, yüzyıllar öncesinden, Corona virüsüne kadar uzanan kapsamlı bir çalışmayla tıbbi açıdan da bu tarihi inceliyor, geçmiş ve günümüz arasında, ilginç kurgularıyla, bugüne ışık tutuyor. Umur Talu ile, 1000'in üzerinde kahraman ve yüzlerce gerçek salgın hikayesini buluşturduğu belgesel tadındaki "Senin Adın Corona Olsun" kitabını konuştuk.

VOA Türkçe: “Neden salgının kitabını yazdınız?”

Umur Talu: “Pulitzer ödüllü Amerikalı "bilim gazetecisi" bakteriyolog Laurie Garret'in 1995'te "Bir sonraki salgın" adlı kitabını okudum ve bu kitap beni çok etkilemişti. Salgınların insanlığın, tabiatın ve tarihin ne kadar asli bir parçası olduğunu ilk orada gördüm.”

VOA Türkçe: “Kitabınızda 1918 İspanyol gribinden geniş biçimde söz ediyorsunuz. Corona virüsü ile İspanyol giribi arasında nasıl bir karşılaştırma yaparsınız?”

Umur Talu: “Aslında acıyla ama aynı zamanda hayranlıkla baktığım bir dönem İspanyol gribi dönemi. Bugünkünden çok daha ağır bir salgın. Birinci Dünya Savaşı, Sovyet devrimi, mütareke, imparatorluklar parçalanıyor, Versailles Anlaşması, Mondros mütarekesi... 1918-1920 arası olayları düşünün. İspanya ayaklanması, Spartkis'lerin ayaklanması. Her yerde devrim ve karşı devrim hareketleri. Çok çarpıcı bir dönem.”

VOA Türkçe: “Salgın bütün bu tarihe eşlik eden bir hikaye değil mi?”

Umur Talu: “1. Dünya Savaşı sonrası ateşkesten birkaç ay önce başlayan salgın, ateşkesi ne kadar hızlandırdı bunu bilmiyoruz. Almanya, Rusya cephesini kapattı, çok avantajlı hale geldi, devrim yaşayan Rusya artık bir risk değildi. Bütün ordularını batıya kaydırmıştı. Ama böylesine güçlü bir Almanya nasıl diz çöker hale geldi. Tabi ki Amerikan ordusunun gelmesiyle yenildi. Ama o geliş virüsü de getiriş oldu. Kansas'ta başlayan virüs, Brest Limanı’ndan girerek Avrupa'ya yayılıyor.”

VOA Türkçe: “İspanyol gribi olmasaydı, Alman Nazizim'i bu kadar yükselmezdi diyorsunuz? Neden?”

Umur Talu: “Tabii bunlar 'belki'lerle ifade edebileceğimiz cümleler. Wilson iki defa Avrupa'ya geliyor. Paris'te masa kurulmuş. Sevres de oraya gelecek ama öncelikle Fransa Almanya'nın işini bitirmek istiyor. Wilson çok hastalanıyor. Ama masadakilerin hepsi bu gribe çarpılmış biraz. (Başbakan) Lloyd George İngiltere'de ciddi yatmış, Fransız (Başbakan Georges) Clemenceau biraz yakalanmış. Wilson da orada otelde delirecek seviyede hastalanıyor. Corona benzeri belirtiler, öksürükler, boğulmalar ve deniyor ki; Wilson o masada daha kuvvetli, sağlıklı durabilseydi, Avrupa ve Osmanlı için öngörülen şeyler daha farklı olabilirdi, Fransa'nın Almanya'yı ezme tutkusu orada yerini buluyor. Versailles Anlaşması'nın şiddeti, 1929 kriziyle birleşince; Hitler'in, Naziler’in önünü açıyor.”

Osmanlı'nın da kaderini değiştiren virüs


VOA Türkçe: “Anadolu da çok hareketli aynı dönemde...”

Umur Talu: “Anadolu'da da o sırada sadece düşmanla, işgalcilerle mücadele yok. İspanyol gribinin adı çok bilinmiyor. Ama tifus, verem, dizanteri, frengi var. Bütün bunlarla mücadele eden de sadece 300-500 tane doktor var. Bu doktorlar o kadar önemli ki, bunların bir bölümü 1920'de, 15'i birden mebus oluyor. Mustafa Kemal Samsun'a 3 doktor ile gidiyor. Özetle Cumhuriyet yola çıktığında sadece 300-350 doktor var.

VOA Türkçe: “Sultan Reşat da virüs kurbanı, Sultan Vahdettin de bu nedenle tahta geliyor. Osmanlı'nın kaderini de değiştiriyor virüs...”

Umur Talu: “Paralel düşündüğünüzde Mustafa Kemal, o sırada veliaht olan Vahdettin ile, 2. Wilhelm'in davetlisi olarak Berlin'e gidiyor. Aralarında bir yakınlık da oluşuyor. Sonra Mustafa Kemal dönüşte böbreklerinden rahatsız oluyor. Önce Viyana'ya gidiyor. Daha sonra Kaarlsbath'a yollanıyor. 33 sene önce Karl Marx'ın kızıyla bir kaç kez gelip tedavi gördüğü kaplıcalara gidiyor. Aynı yerde 3 yıl önce Freud kalıyor.”

VOA Türkçe: “Mustafa Kemal de İspanyol gribine yakalanıyor...”

Umur Talu: “Evet, Mustafa Kemal oradayken, Sultan Reşat'ın öldüğü haberi geliyor. O günlüklerinde "Hasta kalktım, kırgınlık var üzerimde" diye günlüklerinde yazar. Orada İspanyol gribine yakalanır. Gripten kurtulur ancak İstanbul'dayken 2. kez de yakalandığı söylenir. Samsun'a gemiyle çıkmadan önce…O yüzden Bandırma vapuru önce dezenfekte edilir ve 3 doktor vardır heyette. Doktorlar, Anadolu için de, o geminin yolculuğu için de önemlidir. Onların önemini ancak bugünden baktığımızda idrak edebiliyoruz. Vahdettin tahta geçtiğinde, Mustafa Kemal Vahdettin ile o dönem yakındır ve iyi bir görev beklemekte. Ama Vahdettin, Ahmet İzzet Paşa'yı sadrazam yapar. Ama Ahmet Paşa da, salgında gribe yakalanır. Wilson nasıl Paris'te yatıyorsa, İzzet Paşa da İstanbul'da gripten yatar. Bir aydan daha kısa süren sadrazamlığına Mondros Mütarekesi'ni sığdırır.”

VOA Türkçe: “Bandırma gemisi dezenfekte ediliyor, doktorların mücadelesi, Türk halkının kolonya kullanma alışkanlığı... Belli ki sert vurmuş grip Anadolu'yu...”

Umur Talu: “İstiklal Savaşı, Samusun, kongreler, Ankara süreci örgütlü bir savaş, sadece silahlı değil aynı zamanada vizyonu olan da bir mücadele. Bu mücadele içinde tıbbın rolünü görmezden gelmişiz. Sivas Kongresi'nde mandaya karşı çıkan Doktor Necdet. O dönem yokluk sadece silah meselesi değil. İstanbul hükümeti ve işgalciler Anadolu'ya aşı ve ilaç sevkiyatını da engelliyor. Silahtan daha tehlikli bir engel neredeyse. Dolayısıyla Sivas'ta bir aşı fabrikası canlandırılmaya çalııyor. Doktor Necdet'ler tıbbiye mezunu olmadan sınıf arkadaşlarıyla aşı üretiminde çalışırlar, daha doktor olmadan aşı buldukları için onlara madalya verilir. Erzurum’da doktorlar ölür. Böyle bir mücadele var Anadolu'da.”

VOA Türkçe: “Bu bilgilerden günümüze ışık tutmak istersek, insanlar aşıya muhtaçken, bugün aşıdan korkar hale geldiler. Bu kadar aşıdan korkulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Umur Talu: “Aslında virüs öldürücü tehlikeli kıyım yapıyor. Ama bir yandan da nice kapanmacı milliyetçi liderlere veya halk kesimlerine bir ders veriyor. ‘Ben küresel bir şeyim, sınırlarım yok, zengin-yoksul ayrımı yapabiliyorum ama sizden de daha az yapıyorum bunu. Buna karşılık siz benimle mücadeleyi nasıl milliyetçi düşünürsünüz. Sizin yapmanız küresel bir mücadele olmalı, tabiatla, hayvanlarla ve birbirinizle olan ilişkilerinizi ıslah ederek olabilir.’ Aşı da küresel bir buluş, tüm insanlık için. Yüzyıldır olanlardan bunu anlıyorsunuz.”

VOA Türkçe: “Aşının Türk çifte dayanan bir göç hikayesi olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Umur Talu: “İki Türk doktora baktığınızda biri İskenderun'dan yoksul bir ailenin oğlu ve diğeri İstanbul'da bir doktorun kızı. Almanya'ya gidiyorlar, Türkler Almanya'da aşıyı buluyor, Amerikan şirketiyle yapıyorlar. İşte bunun içindeki her zerrecik küresel. Elbette patent ve bilgiler var ama şunu da söyleyemeyiz, ‘Bu aşıyı bulan iki kişidir’ diyemeyiz. Bütün insanlığın ortak bir çabası var.”

"Senin adın Corona olsun"

VOA Türkçe: “Kitabınızda, sağlık çalışanlarının 100 yıllık emeğini derliyorsunuz, onlara derin bir saygı var. Corona virüsünün ilk nasıl tespit edildiğini de anlatıyorsunuz.”

Umur Talu : “Corona virüsünün ilk bulunması da mucizevi bir hikaye. İngiltere'de liseli bir kız June, fen bilimleri okuyor, laboratuvara ve mikroskoplara çok tutkulu. Mezun olamadan çalışmak zorunda, ama çok zeki olduğu için okul diplomasını veriyor. Bu yönde bir işe giriyor, orada mikroskopların efendisi haline geliyor. Henüz doktor bile değil ama bakma biçimini değiştiriyor. John Berger'in dediği gibi, görme biçimini değiştirdiği için kimsenin görmediği detayları görüyor. Kanada davet ediyor, orada tıp doktoru oluyor, Latin ressam Almeida ile evleniyor. İngiltere'ye geri dönüyor. 1960'ların başları, İngiltere'de bir okulda bir virüs başlangıcı var. June Almeida'dan gelip bakmasını rica ediyorlar ve yine o farklı bakışı ile taç şeklinde bir virüs buluyor. Bunun adına taç anlamına gelen ‘Corona’ diyor. Aradan zaman geçiyor. 2019'a geliyoruz. Çinliler de Corona virüsünü teşhis ediyorlar. Şimdi June Almeida'nın bulduğu şeye ne diyeceksiniz, İngiliz mi, Kanadalı mı, Latin mi? Bunların hepsi küresel meseleler. Bu kitabın özü o aslında. Kader klimesini kullanmak istemiyorum ama bütün insanlık birbirine tarihi, kültürel, sıhhi ve aynı zamanda virütük bağlarla bağlı.”

VOA Türkçe: “Salgın ülkelerin kaderlerini değiştirmeye devam ediyor. Trump'ın yenilgisi, Biden'ın zaferi de salgına bağlanıyor. Trump'a seçim kaybettiren Corona virüsü yönetimimi sizce de?”

Umur Talu: “Burada iki kuvvet var. Bir yanda bu pandemiler, otoriter yönetimlere, halkta otoriter eğilimlerin güçlenmesine çok ciddi zemin hazırlıyor. Ama bir yandan da bunlara maruz kalanların ayaklanması ya da tarihin akışını değiştirme çabaları var. Birinci Dünya Savaşı ve salgınla birlikte faşizm o kadar yükseliyor ki, Almanya, İtalya, İspanya darbeler, iç savaş ve faşizme yöneliyor. Bugün Amerika'da ise, ırkçılığa karşı olanların ve salgının gücünden Trump etkilendi. Irkçılığa karşı olanlar, siyahlar, Latino'ların bir bölümü, Asyalılar, sandığa daha yoğun katıldı. Bir de salgının kötü yönetilmesi tabii. Ama ABD'de Trump'a oy veren 70 küsür milyon oy var, bu da bize başka bir şeyi gösteriyor. Salgın herkesi demokrat yapmıyor, bazılarını da daha otoriter özlemlere sürüklüyor. Çok heyecanlı bir dönem, yine İspanyol gribi döneminde olduğu gibi, hep o karşıt güçler var: devrim-karşı devrim, faşizm-sosyalizm, demokrasi-otoriterlik, bütün bu çelişkiler birarada hareket ediyor.”

VOA Türkçe: “Corona virüsü sadece bir Pangolin hikayesi değil. İnsanın doğa ile ilikşkileri, üretim ilişkileri... Bütün bunları düşündüğünüzde ne tür bir ders, ne tür bir vizyon çıkarılabilir bugünden ve 100 yılı aşan salgınlar tarihinden?”

Umur Talu : “Tabi herkesin farklı dersleri olacak. Farklı acılar, kayıplar, endişe yahut teselliler var. Müreffeh devletlerin bu kadar çaresiz kalması, sağlık, sosyal devleti koruma açısındn bir sürü ders dolu. Ama bana göre en önemli ders: 2019 Eylül'ünde çıkan uluslararası çok önemli raporlar dünyanın böyle bir duruma nasıl hazırlıksız olduğunu ortaya koyuyor. Bir hazırlıksızlık, aymazlık varmış. Sağlık ve sigorta sistemi ile ilgili ciddi dersler var. İkincisi ufak gibi görünüyor ama ABD'nin dünya ekolojisi ile ilişkisi ciddi değişebilir. Trump gibi İklim Anlaşması'ndan çıkan bir liderden sonra, Biden, direk o göreve tayin ettiği kızılderili, siyah bakanlarla, bu sorunu çzömek için geldi. Seçim öncesi gösteri bile olsa, Biden'ı unutalım, ama o insanlar bir şeyler yapmaya çalışacaklar.

Türkiye'de ise, belki nüfusun gençliği ve pervasızlığı hem bulaşma hızını artırıyor, hem de rakamlar doğruysa ölüm oranını düşük tutuyor. İlk dalganın geç gelmesi avantajlı. Çin aşısına sığındı, Türkiye. Çin ya da Alman aşısı, önyargım yok. Çünkü Çin kendisini daha iyi korudu. Önyargılarımızla hareket etmeyeceğimiz, objektif konuşacağımız bir dönem. Ben sıram geldiğinde hemen aşı olacağım.”