AB’de Libya ve Akdeniz Bağlamında Türkiye Gündemi

Avrupa Birliği'nde bu hafta Türkiye tartışma konusu olacak. Fransa ve Yunanistan'ın girişimleri ile Türkiye'nin, Doğu Akdeniz ve Libya'daki faaliyetleri önce Avrupa Parlamenosu'nda, ardından da AB Dışişleri Bakanları toplantısında ele alınacak

AB’de Libya ve Akdeniz Bağlamında Türkiye Gündemi

PARİS - Avrupa Birliği'nde bu hafta Türkiye tartışma konusu olacak. Fransa ve Yunanistan'ın girişimleri ile Türkiye'nin, Doğu Akdeniz ve Libya'daki faaliyetleri önce Avrupa Parlamenosu'nda, ardından da AB Dışişleri Bakanları toplantısında ele alınacak.

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu 9 Temmuz Perşembe günü, Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis'in partisinin de üye olduğu Avrupa Halk Partisi Grubu (PPE) tarafından yapılan başvuru üzerine Türkiye'yi tartışacak. "Akdeniz'de istikrar ve güvenlik ve Türkiye'nin negatif rolü" konulu oturumda AB yönetimi ve NATO temsilcileri de bulunacak.

Akdeniz'de 10 Haziran'da meydana gelen ve Fransa'nın Türkiye'yi NATO'ya şikayet ettiği, "Türk gemisinden Fransız Courbet savaş gemisine saldırı" iddiası da gündeme alınacak. PPE'nin Yunan Grup Başkan yardımcısı Vangelis Meimarkis, "Türkiye sorunu ikili bir sorun değildir, Avrupa'nın sorunudur. Yunanistan'ın kara ve deniz sınırları Avrupa'nın sınırlarıdır" diyerek, konunun tüm AB üyeleri tarafından ortak bir tavırla ele alınmasını istiyor.

Sosyalist Grup da konuyu tartışmak istediklerini belirterek, PPE'nin önerisine destek veriyor. AB basınına demeç veren Sosyalist Grup Başkanı Iratxe Garcia da, "Bu son derece önemli ve hassas bir tartışma. Bölgenin istikrarsızlaştırılmasını ve bunda Türkiye'nin rolünü konuşmalıyız" dedi.

‘’Görüş ayrılıkları çok derin’’

Türkiye'nin Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz politikaları 13 Temmuz Pazartesi günü de AB Dışişleri bakanları toplantısında ele alınacak. Toplantı çağrısını Fransa Dışişleri Bakanı Jean Yves Le Drian yaptı.

AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Komiseri Josep Borrell, toplantıdan önce Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ile "ateş ölçmeye gidiyorum" dediği Ankara'da temaslarda bulundu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile düzenlediği ortak basın toplantısında Borrell, Brüksel ve Ankara arasında "çok derin görüş ayrılıkları" olduğunu söyledi.

Topantıda, Borrell ve Çavuşoğlu arasında tam bir "sağırlar diyaloğu" yaşandı, iki diplomat, görüş ayrılıklarını vurgulamaya devam etti. Borrell, "Durum ideal olmaktan çok uzak. Libya, Suriye, Doğu Akdeniz'deki sondaj faaliyetleri ve göç konusunda derin ayrılıklar var. Ancak diyalog sürmeli" dedi.

Çavuşoğlu ise çok net bir dille Ankara'nın Akdeniz ve Libya'daki pozisyonlarından geri adım atmayacağını, AB'nin Yunanistan ve Kıbrıs'ın güdümünde tarafsız kalamadığını, Fransa'nın ise Libya'daki yanlış politikalarının öfkesini Türkiye'den çıkardığını dile getirdi.

Ancak AB, Doğu Akdeniz'deki sondaj çalışmaları konusunda Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin arkasında olduğunu dile getiriyor. Bunu Borrell de Ankara ziyaretinden önce açıkça belirtti. Borrell, "Bazı durumlarda diyalog iki taraflı olmalı ancak, AB, çok açık bir şekilde Yunanistan ve Kıbrıs'ı desteklemektedir" dedi.

Türkiye'ye yeni yaptırım tartışması

AB dışişleri bakanları toplantısından Türkiye aleyhinde bir yaptırım kararı çıkar mı? Buna Çavuşoğlu'nun yanıtı açık: "Eğer AB bir yaptırım kararı alırsa, biz de aynı şekilde yanıt veririz." Fransa Dışişleri Bakanı Jean Yves Le Drian ise Çarşamba günü Fransız Senatosu'nda senatörlerin sorularını yanıtlarken, Türkiye'ye "ortak bir AB uyarısı" gitmesi gerektiğini dile getirerek, bunun ipucunu verdi.

Le Drian, Senato'da Türkiye'nin Kıbrıs'ta uluslararası hukuku ihlal ettiğini, Libya'da ise BM silah ambargosu kararını deldiğini dile getirdi. Fransız Bakan, Çavuşoğlu'nun "Fransa Hafter'e silah veriyor" iddiasını reddederek, "Bölgede Hafter'i değil, cihatçılara karşı mücadele veren Tobruk parlamentosunu desteklediklerini" dile getirdi.

Le Monde: "Türkiye'yi kim kaybetti?''

Fransa'nın AB içinde izlediği Türkiye karşıtı politika Fransız basınında da her gün işlenirken, Le Monde gazetesinde, "Türkiye'yi kim kaybetti?" sorusunu soran bir makale yayımlandı. Sylvie Kauffmann imzasıyla yayımlanan makalede, Avrupa'nın Rusya'yı demokratik ülkeler cephesine alamamasının bir başarısızlık olduğu ve "Rusya'yı kim kaybetti?" sorusunun şimdi Türkiye için sorulduğu belirtildi.

Türkiye'yi kaybetmenin Rusya'dan daha acılı olacağını dile getiren Sylvie Kauffmann, "Türkiye uluslararası camianın bir parçası. NATO üyesi ve AB üyeliğine talip. İronik olarak, sık sık karşılaştırdığımız Rus lider Vladimir Putin ve Türk lider Recep Tayyip Erdoğan, 'Çar' ve 'Sultan', aynı zorlukları ve aynı hataları yeniden üretiyorlar. Kayıp bir imparatorluğu yeniden kurmayı ve tarihi yeniden yazmak için talihsiz bir eğilimi birleştirmeyi hayal ediyorlar. İçeride sorunlu ekonomileri gizlemek için dışarıda geri kazanma isteklerine güveniyorlar. Aynı silahlara güveniyorlar: kişisel güç, sürekli genişleyen din ve askeri güç. Taktik hep aynı ancak karşılarında silahsızlandırılan, tarihin derslerine ve kurallara bakan bir Avrupa var" dedi.

Kauffmann, Avrupa'nın Suriye'deki Rus ve Türk müdahalesinin ardından şimdi de Libya'da aynı senaryoyu izlediğini belirterek, Macron'un Suriye ve Libya konusunda iki kez Türkiye aleyhinde çok sert konuştuğunu ve Ankara'nın da aynı sert tonla yanıt verdiğini söyledi.

Ancak, NATO'nun iki kilit müttefik arasında seçim yapmaktan kaçındığını, Amerika Başkanı Donald Trump'ın NATO'yu ayakta tutmak gibi bir kaygısı olmadığını, Amerika'nın "Libya'da Türk sorunu değil, Rus sorunu olduğu görüşünde’’ olduğunu yazdı.

Kauffmann, Fransa'nın tutumunu da şu sözlerle eleştirdi:

"Elysee Sarayı, Türkiye'nin daha tehlikeli ve aktif müdahale ettiğini söylüyor. Fransa, Rusya'nın, Birleşik Arap Emirlikleri'nin ya da Mısır'ın müdahalesinden de söz etseydi; ya da Avrupa'nın müttefikliği olmadan Hafter'e yaklaşarak bir siyasi macera başlatmasaydı belki daha inandırıcı olurdu. Bugün Fransa, Türkiye'ye karşı 30 NATO üyesi ülkeden sadece 8'inin desteğini alabiliyor. Diğerleri için Türkiye'nin NATO'ya sunduğu değerli askeri üslerle, her an Avrupa'ya gönderebileceği milyonlarca mültecinin kaldıraçları arasında, "gerçekçi" olmayı tercih ediyor’’