“Cenevre’de Egemenliğimizi Tanıyın Diyeceğiz”

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, BM’nin Kıbrıs’ta barış görüşmelerini yeniden başlatmak için zemin yoklamak üzere tarafları Cenevre’de biraraya getireceği gayriresmi toplantılar öncesinde VOA Türkçe’nin sorularını yanıtladı

“Cenevre’de Egemenliğimizi Tanıyın Diyeceğiz”
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, 27-29 Nisan’da Cenevre yapılacak gayriresmi Kıbrıs görüşmelerinde Kıbrıs Türkleri olarak egemenliklerinin tanınmasını isteyeceklerini söyledi. Tatar, “Kıbrıs’ta iki ayrı devlet vardır. Kesinlikle devletimizden vazgeçmeyiz” mesajı verdi.

Ersin Tatar, Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’ta barış görüşmelerini yeniden başlatmak için zemin yoklamak üzere tarafları 5 artı 1 formatında biraraya getireceği toplantılar öncesinde VOA Türkçe’nin sorularını yanıtladı. Tatar, KKTC olarak görüşmelerden ne bekledikleri ve masaya hangi tekliflerle oturacakları gibi konularda ayrıntılı değerlendirmelerde bulundu.

Kıbrıs'taki taraflar ve garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin bir araya geleceği görüşmelere BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de katılacak.

“Kesinlikle devletimizden vazgeçmeyiz”

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Kıbrıs’ta iki ayrı devlet olduğunu” belirterek, kuzeyde KKTC’nin, Türkiye’nin de desteğiyle kendi halkına güvenlik, refah, mutluluk sağladığını ve bir gelecek vaat ettiğini söyledi. Tatar, Rum tarafının anlayışı altındaki federasyon formülünün ise Kıbrıs Türkleri’nin kurduğu devletin ortadan kalkması anlamına geldiğini belirtti.

Kıbrıs Türkleri’nin egemenlik ve tarihten gelen hakları için bugüne kadar her türlü mücadeleyi verdiğini ve 1960 anlaşmalarında da iki kurucu halktan biri olduğunu vurgulayan Tatar, “Diğeri Rumlar, onlar almış başını gitmiş, dünyanın tanıdığı bir devlet, biz de bu tarafta devletin dışına atılmışız, ortalıkta bomboş ve gerçekten çok sıkıntılar ve mağduriyetler yaşadık. Ama en nihayetinde devleti kurduk, bugünlere kadar geldik. Şimdi bu devleti yok sayaraktan oraya yama olacağız. Ondan sonra herhangi bir hadise durumunda ileride yine bizi o devletin dışında atarlarsa biz ne yapacağız tekrar devlet mi kuracağız? Dolayısıyla biz kolay kolay bu devletten vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Kıbrıs Türkleri arasında hala federasyon isteyenlerin olabileceğine değinen Tatar, şöyle devam etti:

“Ama işin esasını anlattığınızda bu yol bizi 1974'ten öncesine de götürebilir. Kendi kimliğimizi, kendi milli şuurumuzu, kendi bu kadar senelik fedakarlığımızı da kaybetme pahasına o yola girelim mi dediğinizde adam bir kere daha düşünür. Benim gibi düşünenler açık ve nettir. Biz diyoruz ki kesinlikle devletimizden vazgeçmeyiz. Dolayısıyla bizim başlama noktamız budur, kendi devletimdir. Diğer taraf diyor ki ‘benim devletin zaten var olacak’. Zaten onun derdi devletini tartışan yok. Biz de ona farklı bir şey söylemiyoruz. onun devleti de kalacak, benim kendi devletimin kabul edilmesini istiyorum. O diyor ki ‘benim devletim kalacak, sen bana yama olacaksın’, peki ben yama olacağım geleceğim ne olacak?”

“İnsandan insana değil devletten devlete konuşmak istiyoruz”

Bütün bu konuların ayrıntılı biçimde ve gerçeklere bağlı olarak tartışıldığında iki taraf arasında bir uçurum olduğunu kaydeden Tatar, “Çünkü karşı taraftan bu saygıyı görmüyorum, karşılığını bulamıyorum. Halbuki eğer iyi niyetli olsa ve Kıbrıs'ta iki ayrı eşit halkın olduğu kabul edilse ve bu halkların geçmişten şimdiye kadar verdiği mücadele karşısında bir egemenlik hakkı olduğu da saygıyla kabul edilse o zaman egemen eşitliğe dayalı, yan yana yaşayan, her türlü işbirliğiyle bu iki devletin burada bir anlaşma yapması mümkün olabilir. Dolayısıyla gelinen aşamada biz artık diyoruz ki ‘biz insandan insana değil devletten devlete konuşmak istiyoruz’. O tanınmış cumhuriyet ben bir cemaat bile değilim ona göre, iki lider oturuyormuş masaya ama benim altım zayıf onun arkasında devletler onun üstünlüğüyle ben onunla müzakere edemem” diye konuştu.

Tatar, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş anlaşmasında da, Türkiye ve Yunanistan’ın AB gibi bloklara birlikte üye olmamaları halinde adanın da üye olamayacağının belirtildiğini hatırlatarak, “Kaldı ki sen Kıbrıslı Türkler’e de sormuyorsun, sadece Kıbrıslı Rumlar'ın başvurusuyla kendilerini oraya alıyorlar ve büyük bir haksızlık ortaya çıkartıyor. Dolayısıyla bütün bunları harmanlayacak, bütün bunları bir bakıma yakınlaştıracak bir irade var mı yok mu Cenevre'de bunları göreceğiz” dedi.

“Cenevre’de egemenliğimizi tanıyın diyeceğiz”

KKTC lideri Tatar, Cenevre’de masadaki muhataplarına ne mesaj verecekleri sorusu üzerine, Kıbrıs Türkleri’nin egemenliğinin kabul edilmesini istediğini vurgulayarak, “Benim egemenliğim zaten var. Kimse benim elimden egemenliğimi alamaz. Benim egemenliğim var, varolacaktır. Türkiye de beni tanıyor, dolayısıyla benim orada söyleyeceğim; nasıl biz senin egemenliğini tanımaya hazırız sen de benim egemenliğimi tanıyacaksın” dedi. Tatar, karşılıklı saygı, karşılıklı tanıma ve egemen eşitlik temelinde, işbirliğine dayalı bir anlaşmaya varılması halinde bundan bütün Kıbrıslılar’ın kazançlı çıkacağını ve bölgeye de tekrar istikrar geleceğini söyledi.

"Türkiye'yi bu kadar kolay buradan gönderemezsiniz"

“Burada mevcut olan, 1974'te Mehmetçiğin müdahalesiyle oluşturulan barış, huzur ve hiç kan dökülmeme olayı yine hep devam edecektir. Aksi takdirde gerginlikler devam eder. Çünkü siz burayı tek başınıza AB'ye almak suretiyle, bu söylediğim çok önemlidir, Türkiye'yi bu kadar kolay buradan gönderemezsiniz” diyen Tatar, adada iki ayrı egemenliğin zaten hep olduğuna işaret ederken, dünyanın çeşitli modellerinde federasyonların başarılı olması için gereken koşulların hiçbirinin Kıbrıs’ta bulunmadığını savundu.

Tatar, çok sayıda görüştükleri uzmanın da, “iki tarafın zorunlu evliliğinin federasyon çatısı altında yapılmasının çok büyük kavgalara neden olabileceği, hatta kendilerini 1974’ten de öncesine, 1960’ların karanlık günlerine götürebilmesi potansiyelini taşıdığı” tehlikesine dikkat çektiğini, İngiltere’nin eski dışişleri bakanı Jack Straw’un da Kıbrıs’ta bir anlaşmanın ancak yan yana yaşayan iki devletten geçtiği yönünde görüş bildirdiğini hatırlattı.

Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la birlikte AB’nin de taraflı olduğunu söyleyen Tatar, “Dolayısıyla öyle bir yalnızlık içerisinde gibi görünüyoruz. Ama bu ulusal bir davadır. Ulusal davalar yıllar alır bir maratondur ve dolayısıyla hiçbir zaman bıkmadan yılmadan biz ne söyleyeceğimizi ta Denktaş'lardan beri söylemeye devam ediyoruz. Egemen eşitlik, bizim için esas olan budur” diye konuştu.

Tatar, “İşin özü Kıbrıs Türk halkının davası mücadelesi yapacağı anlaşma, egemenliğine dayalı olması lazımdır. Artık bu kadar yıllık mücadeleden sonra ben onu öğrendim ve şu anda seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak ben bu egemenliği şart koşuyorum” dedi.

“Bu Türkiye’yle bizim müşterek bir davamız”

Tatar, 1960 anlaşmasıyla Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Yunanistan arasında bir dengenin kurulduğuna işaret ederek, “Şimdi siz burayı tamamiyle AB'ye almak suretiyle ve Kıbrıs'ta federal temelli bir anlaşmayla Türkiye'nin buradan gitmesini isteyeceksiniz ve Türkiye de çekip gidecek, ne garantörlüğü kalacak ne varlığı kalacak ve Toroslar'dan burayı seyredecek, yok böyle bir dünya. Dolayısıyla ben Kıbrıslı Türkler'in Cumhurbaşkanı olarak şu anda diyorum ki ben bu işi Türkiye'yle beraber götürmekteyim. Bu müşterek bir davadır. Her zaman öyle olmuştur” diye konuştu.

Rum tarafının istediği federasyon şeklinin çok tehlikeli olduğu görüşünü dile getiren Tatar, bu model altında Türkiye’nin garantörlüğünün ve adadaki varlığının tamamen son bulmasının öngörüldüğüne dikkati çekerek, “Ben bir Kıbrıslı Türk olarak bu ülkede yaşadıklarımla, bu ülkede çocukluğumda yaşadığım o korkularla, daha sonra gördüğüm toplu mezarlarla, gördüğümüz yaşadığımız vahşetle, bütün bu tecrübeyle ben Türkiye'nin garantörlüğünün sıfırlandığını, Türkiye'nin buradan gittiğini ve o çerçevede egemenliğimin de olmadığı bir yapı içerisinde AB'de kendimi çok yalnız hissederim ve o işin sonunda Yunanlılar’ın istediğine gelir. Onların istediği de nedir, (Güney Kıbrıs lideri) Anastasiadis’in 1 Nisan'da açıklaması var, ‘burası bir Helen adasıdır’ diyor” şeklinde konuştu.

“Kıbrıs Türk halkı çok büyük bir haksızlıkla karşı karşıya”

KKTC olarak Türkiye’nin siyasi, askeri ve ekonomik desteğiyle varolabildiklerini kaydeden Tatar, “Dolayısıyla bundan sonra da onurlu bir şekilde bu topraklarda varolabilmek için benim Türkiye'yle beraber hareket etmem lazım. Ne mutlu bana şu anda ki Kıbrıs Türkleri için fevkalade önemli olan bu egemenlik meselesinde ayrı devlet meselesinde Türkiye tamamiyle bizi desteklemektedir” dedi.

Tatar, dünyanın Kıbrıs’ın gerçeklerini bilmediğini ifade ederek, Rumlar’ın otoritelerini bütün adaya yaymak suretiyle, bir bakıma burayı tekrar bir “Helen adası” yapmaya çalıştığını belirterek, “Yunanistan’ın da içinde bulunduğu AB'de bunu yapmak kolay. Serbest dolaşım, serbest mülkiyet, serbest yerleşim, her şey serbest. Türkiye bunun dışına çıktığında, 1964'te Cengiz Topel'in uçtuğu uçak buradaki gerillaları püskürttüğü ve Kıbrıs Türkü'nün imdadına yetiştiği, Türkiye bu şekilde 2021'de buradan çıkarsa uçağını da uçurumayacak buraya çünkü burası AB olacak. Bilmem anlatabildim mi derdimi? Benim derdim büyüktür çünkü çok büyük bir haksızlıkla karşı karşıya Kıbrıs Türk halkı. Kıbrıs Türk halkının bir kısmı anlıyor bu haksızlığı, bir kısmı hala daha anlamıyor fakat biz bunun mücadelesini eskiden olduğu gibi bu saatten sonra da vereceğiz” diye konuştu.

“Rum tarafı masadan kaçıyor ve bunu BM de biliyor”

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, bugüne kadarki süreçlerde Rum tarafının hep masadan kaçtığını ve bunu BM’nin de bildiğini ifade ederek, “1968'den sonra 11 plan masaya geldi, 1977'den sonra da 8. 1977'den sonra masaya gelen iki toplumlu, iki bölgeli federasyona dayalı çözüm modellerinde Türkler biraz daha fedekarlık yapmak suretiyle hepsine ‘evet’ demişler. Rumlar hepsine ‘hayır’ dedi, Annan planı da dahil, son Crans-Montana'da olanlar da dahil. Dolayısıyla bir umut yok” dedi.

Tatar, Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da Crans-Montana görüşmeleri için artık bunun son şans olduğu ve bu da bir netice vermezse bir anlaşma arayışı içinde olmanın hiçbir anlamının kalmayacağı şeklinde açıklama yaptığını hatırlatarak, kendi politikasının da Türkiye’nin o zamanki açıklamalarıyla aynı biçimde şekillendiğini dile getirdi. Tatar, “Yani egemen eşitliğe dayalı yan yana yaşayan iki bağımsız egemen devletin işbirliği, bundan daha güzel ne olabilir?” diye konuştu.

“Biz hakkımızı istiyoruz, bundan herkes kazanacak”

Ersin Tatar, KKTC olarak haklarından öte bir şey istemediklerini ve olası bir anlaşmadan her iki tarafın da yarar sağlayacağını belirterek, şunları söyledi:

“Biz ne istiyoruz, hakkımızı istiyoruz, daha fazla bir şey istediğimiz yok. Hakkımız da nedir, egemenliğimdir. Egemenliğim de devletim demektir, dolayısıyla devletten devlete bunların konuşulmasıyla, Kıbrıs'ta kazan-kazan durumu gayet tabi ortaya çıkabilir. Bir anlaşma olduğunda Türkiye'nin bütün limanları, hava sahası hepsi Rumlar'a açılacaktır. Rumlar epey bir ticaret yapan insanlardır, gemileri var, uçakları var, her türlü ticaretin içerisinde, turizm de dahil, dolayısıyla Türkiye onlar için büyük bir potansiyel. Şimdi Türkiye buradan sadece 40 mil uzaklıkta. Girne'den Türkiye'nin dağlarını görebilirsiniz. Dolayısıyla bir anlaşma durumunda hem ticarette hem limanlarda hem uçaklarda gelen gidende bir hayli konuda ve alanda, hidrokarbon, petrol ve gaz zenginlikleri de dahil, Türkiye'yle işbirliği yapılabilecek ve burada çok güzel şeyler olabileceğini düşünmekteyim. Dolayısıyla herkes kazanacak. Kıbrıslı Türkler de bir anlaşma olursa tabi ki bu izolasyon ve ambargolardan kurtulacaklar ve kendi ekonomilerini daha fazla geliştirebileceklerdir. O bakımdan hem Kıbrıs'ın içerisindeki huzurun, hem bölge barışı için bir anlaşmanın olabilmesi herkese fayda sağlayacaktır. Buradaki bölge ülkeleri de dahil, İngiltere'siyle, Amerika'sıyla hepsiyle de tabii ki aynı şekilde.”

"Hiçbir Kıbrıslı Türk'ün Rum boyunduruğu altına girmek istemediğini" kaydeden. Tatar, Rum tarafının federasyon anlayışının, Kıbrıs’ın federal cumhuriyete dönüşmesi ve Kıbrıslı Türkler’in “devletlerini terk edip oraya yama olmaları” olduğunu belirterek, “Bu da bizim için bir onursuzluk ve haysiyetsizlik olur. Çünkü bizim devletimizin altyapısında şehitlerimiz var, döktüğümüz kanlar, verdiğimiz mücadele var, devletin bu kadar yıldır yaptığı icraatlar var ve onurlu bir yaşam var ve tabii ki Türkiye'nin desteği var” diye konuştu.

“Bizi dinliyorlar, Cenevre’ye gayet huzurlu gidiyorum”

İki devletli çözüm modeline uluslararası toplumu nasıl ikna edeceklerine ilişkin bir soru üzerine Tatar, şunları söyledi:

“Bir kere şu anda bizi dinliyorlar. Gelen gidenin haddi hesabı yok. BM olsun, AB olsun, yabancı ülkeler, her türlü garantör ülkeler olsun. Şu anda bu toplantı oluyorsa biz bunu gizleyerek bu siyaseti ortaya koymadık. Bu siyaset 50 yıldan sonra çıktı. 50 yıldır federal temelde bir anlaşma için görüşmeler yapıldı, hiçbir netice alınmadı ve ben bunu söyleye söyleye seçimi kazandım. Muhalifler beğense de beğenmese de yeni bir irade ortaya çıkmıştır ve bu irade Türkiye Cumhuriyeti'yle tamamen uyum içerisinde, onların da desteğiyle. Demek ki artık bizim ne söylediğimize, eğer bir anlaşma isteniyorsa buna saygı duyulması lazım. Bizi de dinlemeleri lazım. Bizi dinliyorlar ve Cenevre'ye bunu anlatmak için gidiyoruz. Bunun detaylarını o masada kendilerine ifade etmek için gideceğiz ve gayet memnunum, gayet huzurluyum, gayet de gerçekten müsterihim ki bana nasip oldu, yani ilk defa, şimdiye kadar Denktaş Bey de iki devlet derdi ama federasyon çatısı altında hep bunları görüşüyordu, eli kolu bağlıydı, çünkü federasyon çatısı altında o devletler egemen olamaz. O çatı altında tek egemenlikte o devletler ancak eyalet kadar olabilir. Denktaş Bey de bunu biliyordu ama dünya konjonktürü ve Türkiye'nin o zamanki politikası gereği federal temelde bunları görüşmek zorundaydı, o kadar görüşebildi. Şimdi ilk kez bana nasip oldu ve ben oraya Türkiye'nin de tam desteğiyle gidip, egemen eşitliğe dayalı, yan yana yaşayan iki ayrı bağımsız ve egemen devletin işbirliğini savunacağım. Gerekçeleriyle neden böyle, neden uluslararası hukuk yanımızda olmalı şeklindeki argümanlarımı en net şekilde orada anlatacağım. Çok da rahatım, vicdanen de çok huzurluyum çünkü benim anlatacaklarım haklı bir halkın davasıdır. Haklı bir halkın mücadelesidir. Mağdur olan bir halkın mücadelesidir. Bu konuda gerçekten yıllardan beri bize uygulanan ambargolar, izolasyonlar, kısıtlamalar büyük bir haksızlığın sonucu olarak hala daha devam etmektedir. Annan planı zamanında ‘evet deyiniz, bütün ambargoları izolasyonları kaldıracağız’ demelerine rağmen Rum tarafını tamamen AB'ye almışlar, bize de o kısıtlamalara izolasyonlara aynen devam etmişler, direkt uçuşların olmaması da dahil. Dolayısıyla çok mağduruz, çok da fedakarlık yaptık, çok da bana göre başarılıyız çünkü bir halk olarak ayakta durabilmek ve bu mücadeleyi verebilmek ve kendi insanlarına bir şeyler vadedebilmek umutlandırabilmek gelecek vaat etmek bu Doğu Akdeniz’in bu güzel köşesinde herkese nasip olmazdı.”

“Anlaşma olmazsa alternatifsiz değiliz”

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, bir anlaşma olmazsa dahi hiçbir zaman alternatifsiz olmadıklarını belirterek, eski KKTC Cumhurbaşkanları Mehmet Ali Talat ve Mustafa Akıncı’yı “illa bir çözüm olması lazım, çözüm olmazsa Kıbrıslı Türkler yok olacak” gibi "olumsuz" ve “son derece haksız” bir siyaseti yıllarca savunmakla eleştirdi Kendisinin ise bunun aksini savunduğunu kaydeden Tatar, “Bir anlaşma olmazsa ben KKTC’ye daha da sahip çıkmak suretiyle Türkiye'nin de desteğiyle halkıma gerek refahı gerek huzuru gerek güvenliği o şekilde sunabilirim” dedi.

Diplomatik tanınmanın ileride bir gün bir şekilde geleceğini düşündüğünü ancak öncelikle dünyaya kendilerini daha fazla anlatmaları gerektiğini ifade eden Tatar, bunu başardıklarını da söyleyerek, KKTC’ye yüzden fazla ülkeden öğrencinin, turistlerin geldiğini, birçok kültürel ve diğer alanlarda faaliyetler düzenlediklerini, ticari bağlantılarının olduğunu belirtti. KKTC’nin güçlenerek yoluna devam edeceğini vurgulayan Tatar, “Mutlaka zaman içerisinde farklı farklı yerlerden bu tanınma meselesi de çözülecektir diye düşünüyorum çünkü herkes sahaya bakar. Sahaya baktığında iki ayrı devlet var, KKTC'ye gelip iki gün bir dolaşınız göreceksiniz burada bambaşka bir dünya, bambaşka bir yapı, belediyeleriyle, mahkemeleriyle, savcılığıyla, sayıştayıyla, meclisiyle, hükümetiyle, büyük bir devlette ne varsa aynı kurum ve kuruluşların hepsi KKTC'de var. Güney Kıbrıs'ta da var. Dolayısıyla ben bu devleti ortadan kaldırıp sana gelip yama bu saatten sonra niye olayım ki? Öyle bir ihtiyacım yok, öyle bir gereksinim yok” diye konuştu.

“Kendi devletimize sahip çıkacağız, bu güzel düzeni bozup da gidip Rum’a yama olmam”

“Dolayısıyla biz kendi devletimize sahip çıkacağız” diyen Tatar, niyet varsa elbette bir anlaşmanın da bulunabileceğini söyledi ancak “Benim asla vazgeçmeyeceğim ülkemin garantörlüğüdür, aynı zamanda egemenliği ve bağımsızlığımdır” diye ekledi.

Tatar, “Ben KKTC'nin geleceğinin çok parlak olduğuna inanıyorum. Türkiye de arkamızda. Biz turizmimizi geliştiriyoruz, öğrenci sektörümüzü geliştiriyoruz, bunlara bağlı olarak inşaat sektörü gelişmekte, Türkiye'den su gelmiştir burada tarımsal faaliyetler sanayi bölgeleri üniversitelerimizde ilim bilim internet her türlü alanda gelişme vardır. Şu anda bizim bu pandemiden sonra burayı iyi yönetmemizden dolayı ve diğer çok daha fazla nüfusu olan memleketlerde altyapı sıkıntılarından dolayı özellikle İngiltere'de ve başka ülkelerden öz Kıbrıslı vatandaşlarımız geri dönmek istiyor ve birçoğu da geri geldi, online şu anda işlerini yapıyorlar. Bunlar çoğalacak. Farklı yabancılar gelecek. Türkiye'den daha fazla buraya değerli birtakım yatırımcılar geliyor ve gelmektedir. Maraş açılımıyla ekonomimiz ve turizmimimizin ilk etapta yüzde 25 potansiyel artı yazacağı söylenmektedir. Dolayısıyla ben Türkiye'nin de desteğiyle KKTC'yi güçlendireceğim. Kendi insanıma daha güzel, daha mutlu, daha fazla refah dolu ve aynı zamanda güvenli bir gelecek vaat ediyorum. O bakımdan ben bu güzel düzeni bozup da gidip Rum'a yama olmam, onun egemenliğinin altına girmem. Eğer bir anlaşma olmazsa yoluma devam edeceğim. Tanınma sonra da gelebilir” diye konuştu.

“1977’den bu yana 8 plana Türkler ‘evet’, Rumlar ‘hayır’ dedi ne oldu?”

İki devletli çözüm modelinde ısrar etmenin Türk tarafının “çözüm istemeyen taraf” olarak damgalanması riskini doğurduğu eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Tatar, şimdiye kadar Türkler’in “hep iyi çocuk” olduğunu, Annan planına, Crans-Montana’da “evet” dediğini söyledi. Tatar, ”1977'den bu yana federal temelli bir anlaşma için 8 plana Türkler ‘evet’ dedi, Rumlar ‘hayır’ dedi, ne oldu? Onlar AB üyesi oldular, üstünlüklerini daha da arttırdılar, daha da güçlendirdiler, biz bu taraftan ezildik kakıldık itildik. Annan planında ‘evet’ derseniz diye verilen sözler de yerinde tutulamadı. Dolayısıyla bu saatten sonra ben federasyon görüşmem diyorum” dedi.

Çözüm yönünde irade ortaya koymaları için uluslararası toplumun Rum tarafı üzerinde baskı yapması gerektiğini de belirten Tatar, “Dünya bize büyük bir haksızlık yaptı” diyerek, Güney Kıbrıs’ın Annan planından sonra "haksız yere" AB’ye alınmasının Rum tarafını daha da “şımarttığını”, meseleyi daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Tatar, “Bu da dünyanın bileceği iştir. Eğer bir anlaşma istiyorlarsa, onların da menfaati bir anlaşmadan geçiyorsa o zaman onların elini bükecekler, diyecekler ki ‘biz eğer bir anlaşma olmazsa Kıbrıslı Türkler'i tanıyacağız. Size verdiğimiz değer kadar Kıbrıs Türkleri’ne de değer vereceğiz çünkü onlar da ayrı bir halktır, onlar da ayrı bir devlettir, tarihten gelen mücadeleleri vardır’” diye konuştu.

Mehmet Toroğlu